İş Kazasında Tazminat Nasıl Alınır? İş Kazası Sonrası Haklar ve Dava Süreci

İş Kazasında Tazminat Nasıl Alınır? İş Kazası Sonrası Haklar ve Dava Süreci
Ülkemizde çalışan nüfusun önemli bir bölümü işçi statüsünde istihdam edilmekte olup, özellikle tehlikeli ve çok tehlikeli iş kolları başta olmak üzere hemen her çalışma alanında iş kazası meydana gelme riski bulunmaktadır. İş kazaları, çalışanların bedensel veya ruhsal bütünlüğünü zedeleyebilen, çoğu zaman kalıcı sağlık sorunlarına ve ciddi ekonomik kayıplara yol açabilen olaylardır.
İş kazası geçiren çalışanlar ile iş kazası sonucunda hayatını kaybeden işçilerin hak sahipleri, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde işverenden maddi ve manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Bunun yanında, iş kazası nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlanan sosyal güvenlik haklarından yararlanılması da mümkündür. Bu nedenle iş kazası sonrasında izlenecek hukuki sürecin doğru şekilde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Bu yazımızda iş kazasının ne olduğu, iş kazası sonrasında hangi hakların bulunduğu, iş kazası nedeniyle hangi tazminatların talep edilebileceği ve dava süreci ana hatları ile ele alınacaktır.
İş Kazası Nedir?
İş kazası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3. maddesinde düzenlenmiştir.
MADDE 13- İş kazası; a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d) (Değişik: 17/4/2008-5754/8 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında, meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır.[25] İş kazasının 4 üncü maddenin birinci fıkrasının; a) (a) bendi ile 5 inci madde kapsamında bulunan sigortalılar bakımından bunları çalıştıran işveren tarafından, o yer yetkili kolluk kuvvetlerine derhal ve Kuruma da en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde, b) (b) bendi kapsamında bulunan sigortalı bakımından kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde, c) (Mülga: 17/4/2008-5754/8 md.) (Değişik paragraf: 17/4/2008-5754/8 md.) iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile doğrudan ya da taahhütlü posta ile Kuruma bildirilmesi zorunludur. Bu fıkranın (a) bendinde belirtilen süre, iş kazasının işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmesi halinde, iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Kuruma bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında bir karara varılabilmesi için gerektiğinde, Kurumun denetim ve kontrol ile yetkilendirilen memurları tarafından veya Bakanlık iş müfettişleri vasıtasıyla soruşturma yapılabilir. Bu soruşturma sonunda yazılı olarak bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan, 96 ncı madde hükmüne göre tahsil edilir. İş kazası ve meslek hastalığı bildirgesinin şekli ve içeriği, verilme usûlü ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
g) İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı,[1]
Buna göre sigortalının işini yürüttüğü sırada veya kanunda belirtilen diğer hallerde meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen zarara uğratan olaylar iş kazası olarak kabul edilir.
Her iş yerinde meydana gelen olay iş kazası sayılmayacağı gibi, iş yeri dışında gerçekleşen bazı olaylar da kanun gereği iş kazası kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle olayın meydana geldiği yer kadar, olay ile iş arasındaki illiyet bağı da önem taşımaktadır. Özetle iş kazası denilince kamuoyunda ilk akla gelen iş yerinde gerçekleşmiş bir fiilden söz etmek her zaman doğru olmayacaktır. Yukarıda bahsi geçen kanun maddeleri detaylı olarak incelendiğinde zaten bu husus açıklığa kavuşacak olup yazımızın devamında da iş kazası sayılan haller detaylı olarak ele alınacaktır.
İş Kazası Sayılan Haller
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca iş kazası sayılacak haller sıralanmıştır. Aşağıdaki durumlarda meydana gelen olaylar iş kazası kapsamında değerlendirilebilir:
- İşçinin işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen kazalar,
- İşveren tarafından yürütülen iş nedeniyle meydana gelen kazalar,
- İşçinin görevli olarak işyeri dışında bulunduğu sırada meydana gelen kazalar,
- İşveren tarafından sağlanan servis aracıyla işe gidiş veya işten dönüş sırasında meydana gelen kazalar,
- Emziren kadın işçinin süt izni sırasında meydana gelen kazalar.
Her olay kendi somut özellikleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Bu nedenle iş kazası sayılıp sayılmayacağı hususunda hukuki inceleme yapılması önem taşımaktadır.
İş Kazası Sonrası İlk Yapılması Gerekenler
İş kazasının ardından atılacak adımlar hem çalışanın sağlık durumunun korunması hem de ileride doğabilecek hukuki hak kayıplarının önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Öncelikle yaralanan işçinin en kısa sürede uygun bir sağlık kuruluşuna sevk edilerek gerekli tedavisinin sağlanması gerekmektedir. Tedavi sürecinde düzenlenen sağlık raporları ve tıbbi kayıtlar, ileride yürütülecek hukuki süreçlerde önemli delil niteliği taşıyacaktır.
Bunun yanında iş kazasının mümkün olan en kısa sürede işverene bildirilmesi gerekmektedir. İşveren, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca iş kazasını, kazanın öğrenildiği tarihten itibaren en geç üç iş günü içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirmekle yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, idari yaptırımlarla karşılaşmasına neden olabileceği gibi meydana gelen zararın kapsamına göre hukuki sorumluluğunu da ağırlaştırabilecektir.
İş kazaları yalnızca maddi ve manevi tazminat taleplerine konu olan hukuki uyuşmazlıklar doğurmaz. Kazanın, işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle meydana gelmesi halinde, işveren veya sorumlular hakkında taksirle yaralama ya da taksirle ölüme neden olma suçları kapsamında ceza soruşturması yürütülmesi de söz konusu olabilir. Bu nedenle olayın vakit kaybetmeksizin kolluk birimlerine veya Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi, delillerin zamanında toplanabilmesi ve ceza soruşturmasının sağlıklı şekilde yürütülebilmesi açısından önem arz etmektedir.
Ayrıca kazanın meydana geliş şeklini ortaya koyan kamera kayıtları, olay yeri fotoğrafları, tanık beyanları, iş güvenliği kayıtları, işyeri tutanakları ve sağlık raporları gibi tüm delillerin mümkün olduğunca eksiksiz şekilde muhafaza edilmesi gerekmektedir. Bu deliller hem ceza soruşturmasında hem de işverene karşı açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında belirleyici rol oynayabilmektedir.
Son olarak belirtmek gerekir ki işveren tarafından SGK’ya iş kazası bildiriminin yapılmamış olması, işçinin veya hak sahiplerinin tazminat talep etme hakkını ortadan kaldırmaz. Gerekli şartların bulunması halinde işçi veya hak sahipleri, iş kazasının tespiti ile maddi ve manevi zararlarının giderilmesi amacıyla gerekli hukuki yollara başvurabilirler.
İş Kazasında Hangi Tazminatlar Talep Edilebilir?
İş kazası nedeniyle talep edilebilecek haklar, olayın niteliğine ve meydana gelen zararın kapsamına göre değişmektedir. Bu yazımızda en çok talep konusu olan tazminatlara değinilse de olayın oluş şekli, olay sonrası oluşan hak kayıpları gibi unsurlar tazminat kalemlerinin artmasına neden olabilecektir. Bu noktada tazminat kalemlerinin tespiti ve mahkeme aşamasındaki talep konuları büyük önem arz etmektedir.
Maddi Tazminat
İş kazası nedeniyle çalışma gücünün azalması, gelir kaybı yaşanması, tedavi giderlerinin ortaya çıkması veya işçinin malvarlığında ekonomik bir eksilme meydana gelmesi halinde, işveren aleyhine maddi tazminat talebinde bulunulabilir. Başka bir ifadeyle, iş kazası nedeniyle işçinin uğradığı ve ekonomik olarak hesaplanabilen tüm zararlar, gerekli şartların oluşması halinde maddi tazminat kapsamında talep edilebilecektir.
Uygulamada maddi tazminat talepleri; çalışma gücü kaybından kaynaklanan zararlar, tedavi ve bakım giderleri, kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar ile somut olayın özelliklerine göre ortaya çıkan diğer maddi zarar kalemlerinden oluşabilmektedir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hatalardan biri ise dava dilekçesinde yalnızca “maddi tazminat” talebine yer verilmesi, ancak talep edilen zarar kalemlerinin ayrı ayrı gösterilmemesidir. Bu durumda mahkemeler, davacı taraftan maddi tazminat talebini oluşturan zarar kalemlerini ayrıntılı şekilde açıklamasını isteyebilmekte, bu durum ise yargılama sürecinin uzamasına neden olabilmektedir.
Bu nedenle dava açılırken maddi tazminat kapsamındaki her bir zarar kaleminin somut olaya uygun şekilde ayrı ayrı belirtilmesi önem taşımaktadır. Talep kalemlerinin açık ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, hem bilirkişi incelemesinin daha sağlıklı yürütülmesini sağlayacak hem de yargılama sırasında usule ilişkin gecikmelerin ve hak kayıplarının önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır.
Maddi tazminatın hesaplanmasında; işçinin yaşı, mesleği, gelir durumu, maluliyet oranı, çalışma gücü kaybı, kusur oranları, çalışma süresi ve aktüeryal hesaplamalar gibi birçok unsur dikkate alınmaktadır. Bu nedenle her iş kazasında hesaplanacak tazminat miktarı, olayın kendine özgü koşullarına göre farklılık göstermektedir.
Özellikle kusur oranlarının doğru şekilde belirlenmesi, maddi tazminat miktarını doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Yargılama sürecinde mahkeme tarafından iş güvenliği konusunda uzman bilirkişilerden alınan raporlar doğrultusunda işverenin ve işçinin kusur durumları tespit edilmektedir. İşverenin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, gerekli denetimleri yapıp yapmadığı, çalışanı yeterli şekilde eğitip eğitmediği ve gerekli koruyucu ekipmanları sağlayıp sağlamadığı bu değerlendirmede dikkate alınmaktadır.
Bununla birlikte kusur oranlarına ilişkin bilirkişi raporları kesin nitelikte olmayıp, tarafların bu raporlara itiraz etme ve eksik ya da hatalı değerlendirmelerin giderilmesini talep etme hakları bulunmaktadır. Kusur oranında yapılacak küçük bir değişiklik dahi hükmedilecek maddi tazminat miktarını önemli ölçüde etkileyebileceğinden, bilirkişi raporlarının hukuki ve teknik açıdan dikkatle incelenmesi büyük önem taşımaktadır.
Manevi Tazminat
İş kazaları yalnızca ekonomik kayıplara neden olmaz; aynı zamanda işçinin yaşadığı acı, elem, ızdırap ve psikolojik yıkım nedeniyle manevi zararlar da doğurabilir. Özellikle kalıcı sakatlıkla sonuçlanan veya kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen iş kazalarında manevi zararın boyutu oldukça yüksek olabilmektedir.
İşverenin, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini ihlal etmesi veya meydana gelen kazada kusurunun bulunması halinde işçi, uğradığı manevi zararların giderilmesi amacıyla manevi tazminat talebinde bulunabilir. İş kazasının ölümle sonuçlanması halinde ise ölen işçinin eşi, çocukları, anne ve babası gibi yakınları da şartların oluşması halinde manevi tazminat talep edebilmektedir.
Uygulamada özellikle ağır yaralanmalı veya ölümle sonuçlanan iş kazalarında hükmedilen manevi tazminat miktarları oldukça yüksek olabilmektedir. Bu yönüyle değerlendirildiğinde, iş kazalarından kaynaklanan davalarda yalnızca maddi tazminat taleplerine odaklanılması doğru değildir. Somut olayın özelliklerine göre manevi tazminat da işçinin veya hak sahiplerinin en önemli talep kalemlerinden birini oluşturmakta olup, dava dilekçesinde bu talebin hukuki dayanaklarıyla birlikte ayrıntılı şekilde ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.
Sürekli İş Göremezlik Tazminatı
İş kazası sonucunda işçinin çalışma gücünde kalıcı azalma meydana gelmişse sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi zararlarının giderilmesi talep edilebilir.
Bu tazminat, SGK tarafından bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinden farklıdır. SGK’nın yaptığı ödemeler her zaman işçinin uğradığı gerçek zararı tamamen karşılamayabilir. Bu nedenle şartların oluşması halinde işverene karşı ayrıca tazminat davası açılması mümkündür.
Destekten Yoksun Kalma Tazminatı
İş kazası sonucunda işçinin hayatını kaybetmesi halinde, onun desteğinden yoksun kalan eşi, çocukları, anne ve babası belirli şartların oluşması halinde destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir.
Bu tazminatın amacı, vefat eden işçinin ailesinin gelecekte uğrayacağı ekonomik kaybın giderilmesidir. Ölümle sonuçlanan iş kazalarında bu zarar kalemi de oldukça önemli bir kalemdir
İş Kazasında Sosyal Güvenli Kurumu’nun (SGK) Sağladığı Haklar
İş kazası geçiren sigortalılar yalnızca işverene karşı dava açma hakkına sahip değildir. Aynı zamanda SGK tarafından sağlanan çeşitli sosyal güvenlik haklarından da yararlanabilirler.
Bunların belirli başlı ve en çok karşılaşılanları şunlardır:
- Geçici iş göremezlik ödeneği,
- Sürekli iş göremezlik geliri,
- Tedavi giderlerinin karşılanması,
- Protez ve rehabilitasyon giderleri,
- Cenaze giderleri,
- Ölüm halinde hak sahiplerine gelir bağlanması.
Ancak SGK tarafından yapılan ödemeler ile işverenden talep edilebilecek tazminatlar birbirinden farklı hukuki haklardır. Birinin alınması diğerine engel değildir. İşverenin kusurunun yüksek olduğu durumlarda SGK tarafından yapılan ödemeler eksik kalacak olup bu sebeple eksik kalan tutarlar için işverene karşı da bu tazminatlar talep edilebilecektir.
İş kazasının meydana gelmesinde işverenin kastı veya iş sağlığı ve güvenliği mevzuatından doğan yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle kusuru bulunuyorsa, SGK yaptığı ödemeleri belirli şartlar altında işverenden talep edebilir. Hukukumuzda bu durum rücu hakkı olarak adlandırılmaktadır.
İş kazalarından kaynaklanan rücu davaları, kendine özgü usul ve hesaplama esaslarına tabi olup işçinin açacağı tazminat davasından bağımsız olarak yürütülmektedir. SGK’nın hangi hallerde işverene rücu edebileceği, rücu alacağının nasıl hesaplandığı ve işverenin bu davalarda ileri sürebileceği hukuki savunmalar ise ayrı bir inceleme konusudur. Bu nedenle SGK’nın işverene karşı açabileceği rücu davalarına ilişkin ayrıntılı açıklamalara ayrı bir yazımızda yer verilecektir.
İş Kazası Davası Nasıl Açılır?
İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında öncelikle olayın tüm yönleriyle değerlendirilmesi gerekir. Özellikle işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, işçinin kusur durumu ve meydana gelen zararın kapsamı büyük önem taşır. Bu noktada SGK müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme raporları da oldukça mühim olup dava açılmadan önce tüm evraklar ile birlikte bu raporun incelenmesi de önelidir.
Dava sürecinde mahkeme tarafından iş güvenliği uzmanı, iş sağlığı uzmanı, aktüerya bilirkişisi ve gerektiğinde sağlık bilirkişilerinden rapor alınabilir. Hazırlanan bilirkişi raporları doğrultusunda işverenin kusur oranı ile işçinin uğradığı maddi zarar belirlenerek tazminata hükmedilebilir.
İş Kazası Davalarında Zamanaşımı Süresi
İş kazası sebebiyle tazminat taleplerine ilişkin zamanaşımı süresi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72. Maddesinde düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesine göre, iş kazası sonucu zarar gören kişinin tazminat talebinde bulunabilmesi için zararı ve tazminat yükümlülüğünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl içinde başvuruda bulunması gerekmektedir. Ancak her durumda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıl geçmesi ile zamanaşımı süresi sona erer.
İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi olayın özelliklerine göre değişebilmektedir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre hukuki değerlendirme yapılması önem taşımaktadır.
İş Kazası Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir.
Yetkili mahkeme ise genel olarak;
- Davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi,
- İşin yapıldığı yer mahkemesi,
- Kazanın meydana geldiği yer mahkemesi olabilmektedir.
Somut olayın özelliklerine göre yetki kuralları değişebileceğinden dava açılmadan önce hukuki değerlendirme yapılması önemlidir.
Sonuç
İş kazaları, çalışanların yaşamını derinden etkileyen ve çoğu zaman ciddi maddi ile manevi kayıplara yol açan olaylardır. İş kazası geçiren çalışanların veya iş kazası nedeniyle yakınını kaybeden hak sahiplerinin, kanundan doğan haklarını zamanında ve doğru şekilde kullanmaları büyük önem taşımaktadır.
İş kazasının meydana gelmesinden sonra delillerin eksiksiz şekilde toplanması, kusur durumunun doğru tespit edilmesi ve talep edilebilecek tazminat kalemlerinin hukuki açıdan değerlendirilmesi, dava sürecinin sağlıklı yürütülmesi açısından belirleyici olacaktır. Bu nedenle her somut olayın kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve hak kaybı yaşanmaması adına sürecin alanında uzman bir hukukçu tarafından takip edilmesi önem arz etmektedir.